Edepli Adaplı Ne Demek? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme
—
İstanbul gibi büyük ve çeşitlilikle dolu bir şehirde yaşam, bazen insana “Edepli adaplı ne demek?” sorusunu sordurur. Edepli olmak, doğruyu yanlıştan ayırt edebilme yeteneği gibi bir şey olarak algılanabilirken, adaplı olmak daha çok kişisel tutum ve toplum içindeki davranış normlarına uyum sağlamayı ifade eder. Ancak bu kavramlar, bireylerin toplumla olan ilişkisini sadece genel bir ahlak anlayışı üzerinden değil, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından da ele alınması gereken önemli unsurlar haline gelir. Bu yazıda, “Edepli adaplı olmak” kavramını toplumsal bağlamda nasıl anlamalıyız? Farklı sosyal grupların bu kavramdan nasıl etkilendiğini günlük hayattan örneklerle irdeleyeceğim.
—
Edepli Adaplı Olmak Ne Demek?
Edepli ve adaplı olmak, genellikle bir kişinin sosyal hayatta davranışlarının ne kadar düzgün, saygılı ve toplumun genel normlarına uygun olduğunu tanımlar. Edepli olmak, ahlaki değerlere sahip olmak, başkalarına saygı göstermek ve toplumun kurallarına uymakla ilgilidir. Adaplı olmak ise, belirli sosyal ve kültürel normlara uygun şekilde davranmayı ifade eder. Bu iki kavram genellikle birbirine yakın anlamlar taşır, ancak “adaplı” daha çok kültürel ve toplumsal kurallar çerçevesinde şekillenen bir davranış biçimini tanımlar.
Ancak bu kavramlar, toplumsal cinsiyet ve sosyal adalet bağlamında düşündüğümüzde çok daha karmaşık hale gelir. Çünkü herkesin “edepli” ve “adaplı” olma biçimi, toplumdaki farklı gruplar için farklı şekillerde tanımlanabilir.
—
Toplumsal Cinsiyet ve Edepli Adaplı Olmak
İstanbul’da bir gün, işyerinde bir toplantıdaydım. Birçok farklı cinsiyet ve yaş grubundan insan bir araya gelmişti. Toplantıda dikkatimi çeken şey, bir kadının, özellikle erkeklerin daha yüksek sesle konuştuğu bir ortamda, çok daha sessiz ve dikkatli bir şekilde fikirlerini dile getirmesiydi. “Edepli ve adaplı olmak” onun için, bu ortamda sesini kısık tutmak, başkalarının konuşmalarına müdahale etmemek, her şeyin düzgün bir şekilde ilerlemesi için adeta bir nevi geri planda kalmak anlamına geliyordu.
Bu, aslında bir tür toplumsal normdu. Kadınların “edepli” ve “adaplı” olmak adına toplumsal alanda, özellikle de erkek egemen ortamlarda, daha az görünür olmaları bekleniyor. Bu davranış biçimi, kadınların toplumsal olarak genellikle daha “nazik”, “daha pasif” ve “daha saygılı” olmaları gerektiği fikrine dayanır. Ancak son yıllarda bu anlayışa karşı büyük bir toplumsal değişim gözlemleniyor. Kadınlar, “edepli” ve “adaplı” olmanın sadece sessiz kalmak, geri planda durmak olmadığını, seslerini duyurmanın, kendilerini ifade etmenin de bu kavramlarla uyumlu olabileceğini gösteriyor.
—
Çeşitlilik ve Edepli Adaplı Olmak
Edepli ve adaplı olmanın tanımı, sadece cinsiyetle sınırlı kalmaz, aynı zamanda kültürel ve etnik çeşitliliği de içerir. Toplumda farklı etnik kimliklere sahip bireyler, bazen “edepli” ve “adaplı” olmak için farklı davranışlar sergileyebilirler. Özellikle göçmen kökenli bireyler, çoğu zaman bulundukları toplumda kendilerini daha “edepli” ve “adaplı” göstermek adına, kimliklerinden taviz verebilirler. Bu, bazen kimliklerini saklamak, bazen de daha toplumsal normlara uygun davranışlar sergilemek şeklinde olur.
Bir örnek vermek gerekirse, İstanbul’da toplu taşımada bir gün yaşadığım bir sahne aklımda. Bir göçmen kadın, yanındaki yerli vatandaşlarla sohbet ederken, onların diline ayak uydurmak için kendi aksanından daha farklı bir aksanla konuşuyordu. Bu, aslında bir tür “edepli ve adaplı olma” çabasıydı. Kadın, toplumda kabul görmek, dışlanmamak adına, kelimelerini daha “Türkçe” bir biçimde, yerel bir aksanla söylemek zorunda hissediyordu. Halbuki o, kendi dilinde çok rahat bir şekilde edep kurallarına uygun bir şekilde konuşabiliyordu.
Bu durumu gözlemlerken, çeşitliliğin aslında bazen bir tür baskıya dönüşebileceğini düşündüm. Toplumda, bir bireyin kimliğini “edepli” ve “adaplı” bir şekilde kabul edebilmesi için, toplumsal kurallara ne kadar uyduğu, ne kadar görünür olmayı tercih ettiği çok önemli bir faktör haline gelir.
—
Sosyal Adalet ve Edepli Adaplı Olmanın Sınırları
Edepli ve adaplı olma kavramları, sosyal adalet bağlamında daha da önemli bir hâl alır. Toplumda her bireyin “edepli” ve “adaplı” kabul edilmesi, adaletin de bir ölçüsüdür. Bir grup insan için “edepli” olmak, başkalarının haklarını savunmak, haksızlıklar karşısında sesini yükseltmek anlamına gelirken, başka bir grup için bu, sadece mevcut düzenin içine uymak, kimseyi rahatsız etmemek anlamına gelir.
Özellikle İstanbul gibi büyük ve kozmopolit bir şehirde, sosyal adaletin sağlanabilmesi için “edepli ve adaplı olmanın” sınırlarını sorgulamak gerekiyor. Sokakta yürürken, farklı etnik gruplardan gelen insanların, kendi aralarındaki küçük ayrımlara ve kendilerini “edepli ve adaplı” hissettikleri yerlerde, toplumsal eşitsizlikleri nasıl sürdürdüklerine tanık oluyorum. Mesela, metrobüste bir kadın, bir erkeğin yanına oturmak için kendini sürekli olarak rahat hissedemediğini belirtiyor. Toplumsal normlar, kadınları bazen “edepli” olmaya zorlar; yani, yerinden kalkıp başka bir yere oturmak zorunda hissederler. Oysa bu tür ayrımlar, sosyal adaletsizliği daha da pekiştirir.
—
Sonuç: Edepli Adaplı Olmak ve Toplumsal Değişim
Sonuç olarak, “Edepli adaplı ne demek?” sorusunun cevabı, her birey için farklı bir anlam taşır. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında, edepli ve adaplı olmak, bazen sosyal normlara uymakla, bazen de toplumsal yapıyı sorgulamakla ilgili olabilir. İstanbul gibi büyük bir şehirde, her birimizin “edepli” ve “adaplı” olma biçimi, içinden geçtiğimiz toplumsal yapıya, yaşadığımız çevreye ve kimliğimize bağlı olarak farklılık gösterir.
Ancak, gerçek anlamda sosyal adaletin sağlanması için, herkesin kendi kimliğini rahatça ifade edebildiği, normların ve baskıların olmadığı bir ortamda “edepli” ve “adaplı” olma kavramları yeniden tanımlanmalıdır. Bu, sadece bir birey için değil, tüm toplum için adaletli bir yaşamın önünü açacaktır.